Şarap İçiminin Serbest Bırakılması ve Yasaklanması

Şarap İçiminin Serbest Bırakılması ve Yasaklanması

F) Şarap İçimini, Günlük Siyasetinin İcaplarına Göre Önce Serbest Bırakır, Sonra Kısıtlar, En Sonunda Tamamen Yasaklar (Nahl Suresi, Ayet 67; Bakara Suresi, Ayet 219; Maide Suresi, Ayet 90)

Kur’an’da içkinin “yararlı” olduğunu ve içiminin serbest bulunduğunu içeren hükümler var (bkz. Nahl Suresi, ayet 67). Fakat bunlara ters düşenler de var: Örneğin içkiliyken (sarhoş) namaza yaklaşılmasını yasak eden hükümler (örneğin Nisa Suresi, ayet 43) ya da içkinin insanlara hem “yararlı”, hem de sakıncalı olduğunu belirten hükümler (örneğin Bakara Suresi, ayet 219) ve nihayet içkinin kesin olarak yasaklandığını bildiren hükümler (örneğin Maide Suresi, ayet 90-91) bulunmaktadır. İçkiye izin veren hükümlerle, içkiyi kısmen ya da tamamen yasaklayan hükümlerin Kur’an’da bir arada ya da çeşitli surelere dağılmış olarak bulunması, Kur’an’ın çelişkilerden oluştuğunu kanıtlayan örneklerden bir diğeridir. Fakat şeriatçılar bunu çelişki olarak görmezler. Onlara göre Tanrı, içkiyi bir anda yasaklamak yerine, önceleri içki içimine izin vermiş, sonra bu izni yavaş yavaş kısıtlamış ve nihayet kaldırmıştır. Güya içkiye önce izin vermesinin nedeni Arapların eskiden beri içkiye son derece düşkün olduklarını bilmesindendir. Böyle olduğu içindir ki, güya onları alıştıra alıştıra içki yasağına sürüklemiştir. Başka bir deyimle Tanrı, içkiyi bir anda yasak etmenin kolay olmadığını bildiği içindir ki, bu işi safha safha indirdiği emirlerle çözümlemiş olmaktadır!

Her şeyden önce şunu belirtmek gerekir ki, İslamcıların öne sürdükleri bu tür bir gerekçe, Tanrı fikrini zedelemekten başka bir işe yaramaz. Çünkü böyle bir iddia şu anlama gelir ki, Tanrı içkiye düşkün olan Arapları bu alışkanlıktan bir anda vazgeçirebilecek güçte değildir ve bu nedenle bu işi yavaş yavaş, ısındıra ısındıra yapma zorunluluğunda kalmıştır! Oysa gerçek bu değil; asıl gerçek Muhammed’in günlük siyasetinin gereksinimlerinde yatar. Şu bakımdan ki, Mekke döneminde içki yasağı koyması söz konusu olamazdı. Çünkü içkiye son derece düşkün olan Arapların karşısına içki yasağı ile çıkmış olsa, kimseye sözünü geçiremez, üstelik zaten az sayıda olan taraftarlarını dahi kaybedebilirdi. Mekke döneminde henüz güçlü durumda bulunmadığı için, böyle bir yasak getiremezdi. Öte yandan Arapların içki içer olmalarının, o tarihlerde kendisine zararı dokunan bir yönü de yoktu. Bu nedenle içki içmenin mubah olduğunu anlatmak üzere Kur’an’a şu ayeti koymuştur:

“Hurma üzüm gibi meyvelerden hem içki (seker) hem de güzel gıdalar edinirsiniz…” (K. 16, Nahl Suresi, ayet 67.)

Ayetin bir başka okunuşu şöyle:

“Hurmalıkların ve üzümlüklerin meyvelerinden da, bundan hem bir müskir çıkarırsınız hem de güzel bir rızık…”

Her ne kadar bazı yorumcular burada geçen “içki” sözcüğünü Şerbet” ya da “şıra” şeklinde çevirmeye çalışırlarsa da yalandır, çünkü ayette geçen sözcüğün aslı “seker”dir, “müskir”dir ve bu da “sarhoşluk veren içki” anlamındadır. Nitekim İslamcılara göre bu ayet “müskirata dair ilk nazil olan ayettir.” (26) Ve işte Muhammed, yukarıdaki ayeti koymakla taraftarlarına “sarhoşluk verebilecek içkileri” içme iznini vermiş olmaktaydı. Fakat az geçmeden taraftarlarından bazı kimselerin (örneğin Ashab’dan Abdurrahman İbn-i Avf gibi kimselerin) içkili olarak namaza durup Kur’an okuduklarını ve okurken de birtakım ipsiz sapsız şeyler yaptıklarını görmekle telaşa kapılır. Aynı şeyleri diğer Müslümanların da yapacaklarını ve kendisini ciddiye almayacaklarını düşünür ve Kur’an’a içkiliyken namaza durulmaması için şu ayeti koyar:

“Ey inananlar! Siz sarhoş iken, ne söylediğinizi bilene kadar… namaza yaklaşmayın” (K. 4, Nisa Suresi, ayet 43).

Bu ayet, içki konusunda getirdiği ilk kısıtlamadır; fakat görüldüğü gibi kısıtlama, sadece içkiliyken namaza durmayı yasaklar nitelikte bir şeydir; içki içimine getirilmiş bir yasak değildir. Bununla beraber Muhammed, kişilerin içkili haldeyken kendisine karşı itaatsiz ve saygısız olabilecekleri ihtimalini göz önünde tutarak bu kısıtlamayı biraz daha ileri götürmek üzere tedbir almak gerektiğini düşünür ve Kur’an’a, içkinin “yararlı” olmakla beraber “günah” yaratıcı yönü olduğuna dair şu ayeti koyar:

“Sana içki ve kuman sorarlar; de ki: ‘İkisinde de hem büyük günah ve hem insanlara bazı faydalar vardır. Günahları faydasından daha büyüktür” (K. 2, Bakara Suresi, ayet 219).

Görüldüğü gibi bu ayet “günah” öğesine ağırlık vermekte ve içki yasağına zemin hazırlayıcı bir nitelik taşımaktadır; fakat içki içimim yasaklamış değildir. Kesin olarak içki yasağını Muhammed, hicretten sonra daha doğrusu Medine döneminde amcası Hamze İbn-i Abdülmüttalib’in ölümünden sonra yerleştirecektir: Yerleştirmesinin nedeni, otoritesini güvenceye bağlamak istemesidir. Şöyle ki:

Hamze İbn-i Abdülmüttalib son derece kabadayı ve kavgacı bir kimse olup her zaman için Muhammed’e yardımcı olmuş, onu düşmanlarına (örneğin Ebu Cehil’e) karşı korumuş ve daha sonra çeşitli savaşlarda ve çete saldırılarında bulunmuş bir kimsedir. İçkiye ve kadına düşkünlüğü ile tanınır. Bu itibarla Muhammed, Medine’ye geçtikten sonra giderek güçlenmiş olmasına rağmen, kesin olarak içki yasağını getirme yoluna gidememiştir. Sırf amcası Hamze’yi (ve aynı zamanda Ashab’dan etkili kişilerini) gücendirmemek için! Ne var ki günlerden bir gün Hamze içkili bir haldeyken Ali’nin develerini öldürür. Ali derhal Muhammed’in yanına giderek şikayette bulunur. Muhammed Ali’yi yanına alıp amcasının evine gelir ve neden dolayı böyle yaptığını ona sorar. Hamze fena halde hiddetlenir ve hem Muhammed’e ve hem de Ali’ye: “Siz, babam (Abdülmüttta-lib’in) köleleri değil misiniz?” diyerek herkesin önünde hakaretler savurur. Hamze’nin içki yüzünden adeta şuurunu kaybetmiş bir durumda bulunduğunu gören Muhammed, yapılacak bir şey olmadığını düşünerek sesini çıkarmadan çekilip gider. Fakat bu olay ona şunu anlatmış olur ki, içki, kişileri cüretkar, itaatsiz ve küstah kılmak bakımından çok tehlikeli bir şeydir ve bunu mutlaka yasaklamak gerekir. Esasen artık iyicene güçlenmeye başladığı için bu yasağı halka kabul ettirmek zor olmayacaktır. Ne var ki, Hamze’nin hayatta bulunması ona bu olasılığı vermez. Fakat hiç beklenmedik bir olay ona içkiyi kesin olarak yasaklama fırsatını sağlamıştır. Şu bakımdan ki, az geçmeden Müslümanlarla Kureyşliler arasında Uhud Savaşı Patlak verir ve bu savaş sırasında Hamze ölür. Onun ölümü üzerine Muhammed artık içkiyi kesin olarak yasak edebileceğini anlar ve Tanrı’dan vahiy indi diyerek Kur’an’a şu ayeti koyar:

“Ey inananlar! İçki, kumar ve fal okları şüphesiz şeytan işi pisliklerdir. Bunlardan kaçının ki, saadete eresiniz. Şeytan şüphesiz içki ve kumar yüzünden aranıza düşmanlık ve kin sokmak ve sizi Allah’ı anmaktan alıkoymak ister. Artık bunlardan vazgeçersiniz değil mi?” (Maide Suresi, ayet 90-91.)

Bu ayeti koyduktan sonra, halkı uyarmak üzere etrafa tellallar çıkartır ve onları:

“Ey mü’minler! Biliniz ki, içki (şarab) haram kılınmıştır”

diye avaz avaza bağırtır. Bu yasak üzerine herkes evinde bulundurduğu şarap testilerini sokaklara döker. Fakat Muhammed bununla da yetinmez, bir de başkalarına ders olsun diye evine sarhoş olarak gelenleri ya da sokakta sarhoş olarak gezenleri, halkın gözü önünde dayağa çektirtir. (27)

Bilindiği gibi Uhud Savaşı, Muhammed’in “peygamberlik” iddiasıyla ortaya çıktığı tarihten 13-14 yıl sonraya rastlar. Bundan çıkan sonuç şudur ki, Muhammed, içki yasağını insan sağlığı adına getirmiş değildir; sadece kendi kişisel otoritesini güvenceye kavuşturmak için getirmiştir. İnsan sağlığı adına içkiyi yasaklamak isteseydi bu kadar beklemez, bu işi daha ilk anlarda yapardı.

Dipnot:

26) Bu konuda bkz. Turan Dursun, Kur’an Ansiklopedisi, c.VI, s.72; ayrıca Elmalılı H. Yazır, age, c.IV, s.3107.

27) Bütün bu yukarıdaki hususlar ve ilgili kaynaklar için bkz. İlhan Arsel, Şeriat’tan Kıssa’lar, Kaynak Yayınları, 1996, s.229-235.

İlhan Arsel

Kuran’ın Eleştirisi – 3, 

XXI. Maddi (ya da Manevi) Çıkarlar Sağlama Usulleriyle İş Görme Siyaseti ve Bu Siyasetin Kur’an’daki Yeri 

Sayfa 136-138

Düzenleyen: ArapŞükrü

About these ads